peygambersiz din olmaz

10/3/2009 - Peygambersiz din olmaz

Kategori: Turkish

Peygambersiz din olmaz

Sual: Kur’anda olmadığı halde, namazlarda Sübhaneke,

Ettehiyyatü, salli-barik duaları neden okunur? Eğer hadislerde var

derseniz, ben hadislere inanmam, çünkü onlar Emevi uydurmasıdır.

Salli barik okumakla Resule tapılmış olmuyor mu?

CEVAP

Kur’an-ı kerim Resulullaha inmedi mi? Resulullah namaz

kılmadı mı? Ömür boyu kıldığı namaz tevatürle yani icma ile

bildirilmedi mi? Onun kıldığı namaz gibi kılmak niye yanlış olsun?

Namazın nasıl kılınacağı, kaç rekat olduğu, hangi vakitlerde

kılınacağı, namazı nelerin bozacağı, nelerin bozmayacağı hadis-i

şeriflerle bildirilmiştir.

Hadis-i şeriflere inanmayan Müslüman, Kur’ana da asla

inanmaz. Çünkü Kur’anı toplayıp Mushaf haline getiren Eshab-ı

kiramdır. Onların bildirdiği âyetlere inananın, onların bildirdiği hadis-i

şeriflere de inanması gerekmez mi?

Hadis-i şeriflere nasıl uydurma denir? Peygamber efendimiz, 23

sene hiç mi konuşmadı, hiç mi bir söz söylemedi, namaz şöyle

kılınır demedi mi? Rüku nasıl yapılır, secde nasıl yapılır hiç mi

göstermedi, hep evinde gizli mi kıldı? Camiye hiç mi gelmedi? Son

hastalığı hariç, bütün namazlarda Allah Resulü cemaate namaz

kıldırmadı mı?

Eshab-ı kiram, Resulullahtan görerek Sübhanekeyi okudu,

Ettehiyyatüyü okudu, salli barikleri okudu. Rabbena’yı okudu.

Bunları Emevilerin uydurduğu nasıl söylenebilir?

Peki Emevi diye kimselerin bulunduğunu nereden öğrendiniz?

Kitaplar mı yazıyor? O kitaplar hadis-i şerifleri de yazıyor. Emevilerin

yaşadığına kitap yazdığı için inanıyorsunuz da, kitap yazdığı için

hadislere niye inanmıyorsunuz? Bu tezat değil mi?

Kur’anda baştan sona kadar (Resulüme itaat edin, Ona uyun)

buyuruluyor. Resule uymak ona tapmak ise Allahü teâlâ niye

(Resulüme uyan bana uymuş olur) dedi? Hâşâ, (Benimle beraber

Resulüme de tapın) mı buyuruyor?

Peygambersiz din olur mu hiç? Peygamberi lüzumsuz yere mi

gönderdi hâşâ? Öyle olsa idi, Allah hiç Peygamber göndermez,

sadece kitap gönderir, alın bununla amel edin derdi. Her asırda

Peygamberler gönderdi. 124 binden fazla Peygamber gönderildiği

bildirilmektedir. Hâşâ bunlar boş yere mi gönderildi? (Yalnız Kur’an)

diyerek sünnetleri kabul etmeyenler din düşmanlarıdır.

Resule itaat ne demektir?

Sual: (Resule itaat, Allah’a itaat demektir) mealindeki âyetler

için, (Peygamberin bize getirdiği Kur’ana itaattir, yoksa onun

kendisine itaat değildir, Peygamberin tanrısal niteliği yok, ona niye

itaat edilsin. Buradaki itaat getirdiklerine itaat demektir) diye tevil

ediliyor. Bu teville de peygambere postacı denmek istenmiyor mu?

CEVAP

Hâşâ, Peygamber efendimize tanrısal nitelik veren kimdir? Bu

nasıl iftira öyle? Bu, misyonerlerin maşası 19’cuların iftirasıdır.

Nitekim, Reşat Halife’ye peygamber diyen 19’cu bir kâfir, aynı

iddiada bulununca, Sadreddin Hoca demişti ki:

(Eğer, Allah’a itaat, Allah’ın âyetlerine itaat, Resule itaat de,

onun Allah’tan getirdiği âyetlere itaat ise, hâşâ o zaman âyetin

anlamı, (Allah’ın âyetlerine ve Allah’ın âyetlerine itaat edin)

demek olur ki, çok abestir. Hâşâ Allah abes iş yapmaz.)

Hâşâ onların dediği gibi olsa idi, Allahü teâlâ niye bu işe

Resulünü defalarca karıştırsın ki? (Allah’a itaat edin) veya (Allah’ın

gönderdiği Kur’ana itaat edin) der, Resulüne de itaat ifadesini hiç

kullanmazdı. Ahzab suresinin, (Allah ve Resulü, bir işte hüküm

verince…) mealindeki 36. âyet-i kerimesi de böyledir. Resulüne

yetki vermeseydi, Resulünü hiç söylemezdi. Resulü bir şeye haram

veya helal demişse, vahyin yetkisine dayanmaktadır. Köpeği, aslanı,

ayıyı haram etmesi, namazın rekatlarını, namazı bozanları, orucu

bozanları, zekât nisabını ve buna benzer çok şeyi bu yetkiye

dayanarak bildirmektedir.

                                                                                               ilhancavlanlar@hotmail.com

ÇİRKİN ABD

  Dünya 
Siyonizmi eleştirdi üniversiteden kovuldu!
Amerika Birleşik Devletleri'nde Bard Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Prof. Joel Kovel, İsrail ve Siyonizme yönelik eleştirileri sebebiyle üniversiteden kovuldu.
04.03.2009 16:53:00
Amerika Birleşik Devletleri'nde Bard Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Prof. Joel Kovel, İsrail ve Siyonizme yönelik eleştirileri sebebiyle üniversiteden kovuldu. Aynı zamanda psikiyatri olan ve daha çok siyaset bilimi alanındaki çalışmalarıyla bilinen Prof. Kovel, en son kaleme aldığı ‘Siyonizmin Üstesinden Gelmek' (Overcoming Zionism) isimli kitabından sonra üniversite yönetimi tarafından kontratının uzatılmaması kararı alındı.

Kontratının yenilenmemesi üzerine üniversitedeki görevinden ayrılmak zorunda kalan Joel Kovel, kendi web sitesinde yaptığı açıklamada, ilk defa Siyonizm ile ilgili konuşmaya başladığı 2002 yılından beri üniversite yönetimiyle problem yaşadığını belirtti. Kovel, 7 Şubat 2009'da fakülte dekanı tarafından kendisine gönderilen mektupta, üniversite rektörüyle yapılan görüşmelerden sonra kontratının bitiş tarihi olan 1 Temmuz'da yenilenmeyeceği ve kendisinin emekliye ayrılacağının bildirildiğini kaydetti.

Kontratının yenilenmemesi kararının kendisiyle Bard Üniversitesi yönetimi arasında Siyonizm üzerindeki farklılıklardan kaynaklandığını kaydeden Kovel, Amerika'da İsrail'i eleştirmeninin bedelinin ağır olduğuna dikkat çekti. 2002 yılında Tikkun isimli Yahudilere ait bir dergide yazmış olduğu ‘Siyonizm'in Kötü Vicdanı' isimli makalesinden sonra üniversite başkanı başkanı tarafından üniversitedeki kürsüsünün elinden alındığını belirtti.

SİYONİZMİ ELEŞTİRİNCE ‘EMEKLİYE AYRIL' BASKISI
2003 yılında yine Tikkun dergisinde yazmış olduğu ‘Sol-Anti-Semitizm' başlıklı makalesinde Siyonizm'i eleştirdiği için üniversite başkanı Dimitri Papadimitriou tarafından emekli edilmek istendiğini, ancak kendisinin kabul etmediğini kaydetti.

SİYONİZMİN ÜSTESİNDEN GELMEK
2007 yılında yazmış olduğu ‘Overcoming Zionism' kitabından sonra başta AIPAC olmak üzere Yahudi örgütlerince saldırıya uğradığını belirten Kovel, StandWithUS/Michigan isimli Siyonist örgütün, kitabının dağıtılmasını engellediğini belirtti. Kitabına yönelik bu saldırı sebebiyle Bard Üniversitesi'nin hiçbir şey yapmadığını belirten Prof. Kovel, bir eğitimci olarak dünyadaki adaletsizlikleri eleştirmesi gerektiğini ifade etti. Kovel, Amerika dışında dünyanın hiçbir ülkesinde Siyonizmin bu denli önemsenmediğine vurgu yaparak, “Eğer dünya, İsrail'in Gazze'deki saldırganlığına karşı çıkıyorsa, aynı şekilde İsrail'e dokunulmazlık tanıyan Amerika'daki kuruluşlara da karşı olmalı” dedi.

vakit
                                                                 
 ilhancavlanlar@hotmail.com

rest mi siyaset mi? islam birliği mi?


Güzel: 'Başbakan
02/02/2009

Güzel: 'Başbakan 'BÜYÜK OYUN'u bozdu'

1 Şubat 2009 : 17:13
TÜRKİYE
Hasan Celal Güzel, Ergenekon soruşturması ile ilk defa darbecilerin üzerine gidilmeye başlandığını vurgulayarak Başbakan'ın da Davos'ta bozduğu büyük oyunu anlattı.



Milli Eğitim eski Bakanı Hasan Celal Güzel, Ergenekon soruşturması ile ilk defa darbecilerin üzerine gidilmeye başlandığını ve bundan dolayı demokrasi ve hukuk devleti noktasında ümitlendiklerini belirtti. Güzel, "Türk halkına düşen görev, sadece 5 yılda bir sandıkta oy vermek olmamalı. Bu mücadelede darbecilerin temizlenmesine ve demokratikleşme çabalarına katkıda bulunmaları gerekir." dedi.
AK Parti teşkilatının düzenlediği 'Gençlik Buluşmaları'nın konuğu olarak Uşak'a gelen Hasan Celal Güzel, Atatürk Kültür Merkezi'nde Ergenekon'dan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Davos'taki çıkışına, demokrasi mücadelesinden Süleyman Demirel'e kadar gündemdeki birçok konuyu değerlendirdi ve soruları cevaplandırdı.

AK Parti Uşak Gençlik Kolları'nın kendisinden özel bir konu istemediğini, fakat kendisinin demokratik haklar ve hukuk devletini klasik konusu haline getirdiğini ifade eden Güzel, Türkiye'nin en büyük sorununun demokratik haklar ve hukuk devleti olduğunu vurguladı. Güzel, 85 yıllık geçmişiyle övünülen cumhuriyetin uzaydan ışınlanan insanlar tarafından kurulmadığını ve Türkiye'nin Osmanlı ve Selçuklu gibi muhteşem bir geçmişinin olduğunu vurguladı.

Son dönemde Tanzimat'ın ilanıyla demokratik mücadelenin başladığını ve bugüne kadar devam ettiğini ifade eden Güzel, "Tanzimat'ın ilan edildiği yıllarda dünyada sadece 2-3 ülkede demokrasi girişim vardır. Fakat işin içine İttihat Terakki ve CHP girince tüm demokratik girişimler sonuçsuz kalmıştır ve darbeler başlamıştır. 1950 yılında tekrar çok partili hayata geçsek de bu yıllarda da dünyada demokrasiye geçen ülke sayısı 10'u bulmamaktadır. Fakat buna rağmen hala demokrasiyi oturtamadık. 1950'den bugüne tüm darbelerin, 28 Şubat'ın 27 Nisan e-muhtırasının arkasında hep CHP ve o zihniyettekiler olmuştur. 28 Şubat'ta Çevik Bir ve Deniz Baykal'ın parmağı vardır. 27 Nisan e-muhtırasında da İsmail Hakkı Karadayı'nın yaptığı telefon görüşmeleri bugünlerde basına düşmüştür. Sabih Kanadoğlu 367 gibi bir saçmalık uydurmuş ve bu şekilde cumhurbaşkanı seçimi engellenmiştir. Erkan Mumcu'ya ve Mehmet Ağar'a baskılar yapılmış ve Meclis'e girmeleri engellenmiştir. Halkımızda sandıkta darbecilere ve darbecilerden medet umanlara gerekli dersi vermiştir." dedi.

İlk başta ülkenin en büyük sorununun ekonomik faktörler ve işsizlik gibi göründüğü, fakat darbelerin Türkiye ekonomisine büyük zararlar açtığını anlatan Güzel, "Eğer darbeler olmasaydı bugün milli gelirimiz 30 bin doların üzerinde olurdu. Ülke darbelerle zaman kaybetti. Hem de büyük ekonomik kayıplara uğradı. En son açılan kapatma davasının bile ülke ekonomisine zararı çok büyük. Tüm dünyada küresel mortgage krizi belası var. Bizde ise bu belanın yanında, darbe, e-muhtıra, kapatma davası, Danıştay, Anayasa Mahkemesi, Deniz Baykal ve saz arkadaşları gibi daha bir çok bela var. Türkiye hepsiyle mücadele etmek zorunda." diye konuştu.

Türk halkı olarak dışarıda demokrasi mücadelesi verilemediğini, ancak sandıkta bu dersin verilebildiğini vurgulayan Güzel, "Türk Milleti tanktan kaçmak yerine tankın üzerine çıkabilmelidir. Biz askerimize saygı duyarım ama kışlasında kaldığı ve görevini yaptığı sürece. Tankların namlusu milli iradenin üzerine çevrilirse o zaman bunu yapanlar asker olmaktan çıkar eşkıya olurlar. Avrupa'da darbe yapanlar hapislerde çürürken bizdeki darbeciler elini kolunu sallaya sallaya gezebilmektedirler. Türkiye'de yargı Yassıada Mahkemeleri ile bozulmuştur. Yassıada bir mahkeme olmaktan çıkmış, ülkenin değerli Başbakanı Adnan Menderes'i asan bir çete konumuna gelmiştir." şeklinde konuştu.

"DARBECİLER TEMİZLENMELİ VE DEMOKRATİKLEŞME ÇABALARINA KATKIDA BULUNMALI"

Ergenekon soruşturması ile ilgili olarak ilk defa darbecilerin üzerine gidilmeye başlandığını ve bundan dolayı da demokrasi ve hukuk devleti noktasında bundan ümitlendiklerini belirten Güzel, şöyle devam etti: "Türk halkına düşen görev, sadece 5 yılda bir sandıkta oy vermek olmamalı. Bu mücadelede darbecilerin temizlenmesine ve demokratikleşme çabalarına katkıda bulunmaları gerekir. Ergenokon'un ucu orduya dayanmaktadır. Nasrettin Hoca bir gün ahırda anahtarını kaybetmiştir fakat evin içinde aramaktadır. Hanımı ne aradığını sorunca, anahtarı ahırda kaybettiğini söyler. Hanımı da niçin ahırda aramadığını evde aradığını sorar. Hoca da 'Ahır karanlık korkuyorum, onun için evde arıyorum.' der. Ergenekon'da durum aynıdır. Anahtar ordunun içindedir. Fakat ordudan korkulduğu için arama yapılamamaktadır." şeklinde konuştu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Davos'ta yaptığı çıkışla, büyük bir oyunu bozduğunu ve bize büyük bir devlet olduğumuzu hatırlattığının altını çizen Güzel şunları kaydetti: "Başbakan Davos'ta gerçeklere tercüman olmuştur. Ermeni diasporasına kayıtlı bir Yahudi moderatör ve Şimon Peres'in oyununa gelmemiştir. Başbakan'ın ilk baştaki konuşması gayet sakin ve net ifadelerden oluşmaktadır. Fakat yeterli süre verilmeyince ve Peres yüksek sesle ukalaca konuşmaya başlayınca Başbakan da gerekli dersi vermiştir. Başbakan'ın Türkçe konuşması da büyük devlet adamlığının bir işaretidir. Ben bu çıkıştan Türkiye'nin zarar göreceğine inanmıyorum, bilakis fayda göreceğine inanıyorum. Dünyada Yahudilerin kontrolü dışındaki bir çok basın yayın organında Başbakan'ın çıkışı haklı bulunmuştur. Bu tavırla büyük bir ülke olduğumuzun farkına vardık ve tüm dünyaya fark ettirdik."

CİHAN

 ilhancavlanlar@hotmail.com

FOTOĞRAFLARIM

 ilhancavlanlar@hotmail.com
 ilhancavlanlar@hotmail.com




 ilhancavlanlar@hotmail.com

mikrop israil

Bir israilli ile Bir Mikrobun inanılmaz Benzerligi(Olayları dogru okumasını bilenlere)‏ [Bu yazıyı izle]

  ilhancavlanlar@hotmail.com


Diş ağrısını iyiden iyiye hissetmeden doktora gitmeyen, yağmurdan ıslanmadan şemsiye almayan bir topluluğuz maalesef… Acı, bir nimettir… Vücudun herhangi bir yerindeki arızayı bize önceden bildirir. Aksi halde ne böbreğimizdeki taşlardan haberimiz olurdu ne de dişimizi çürüten bakterilerden…

Yahudileri birer mikrop olarak algılıyorum… Normal mikroplardan sadece iki farkları var. Şekil olarak insanlara benzemesi, bir de yaptıkları tahribatlardan sorumlu olmaları… Aksi halde hiçbir fakları yoktur mikroplardan…

Bu günlerde Yahudiler, ümmete sanki şöyle sesleniyor;

Ey dünya müslümanları! Dünyayı sevmenizden ve cihadı gündeminize almayışınızdan dolayı Allah, kalplerinize korku saldı… Sizlerin amansız düşmanları olan bizler, hristiyanlarla birlikte sizleri parçalara ayırdık ve aranıza kalın duvarlar ördük… Birbirinizi tanıyamaz oldunuz…

Bir mikrop, canlı bir hücreye nasıl acımazsa bizler de müslümanlara, özelliklede Filistinlilere öyle acımayız… Yaptıklarımıza bakıpta ‘bunu insan yapamaz!’ demeyin… Bizler insanız… Bizleri anlamanız için din değiştirmeniz lazım…

Bizler, siz müslümanlar için çok önemliyiz… Müslümanları şehadete uğurlayan bizlerin kurşunları değil mi? Allah içinizden şehidler almak istemiyor mu? Allah hanginizin daha güzel amel işleyeceğini göstermek istemiyor mu? Uğrunda cihad edenlerle oturanları ayırmak istemiyor mu?

Can ve mal ile cihad ibadetini ifa etmeniz için bizler birer fırsatız… Varlığımız sizin bu ibadetleri tatmanız için güzel bir fırsat değil mi?

Oruç ibadeti yılda bir ay, hac ibadeti ömürde bir kez… Kurban ibadeti yılda bir kez… Mal ve can ile cihad ibadeti ise yılın her günü… Çeçenistan’da… Afganistan’da, Irak’ta… Patani’de… Ve bizlerin başlattığı Filistin’de…

Tüm dünya müslümanlarına cihad ayetlerini, gece namazlarını, gözyaşlarıyla süslenen içten duaları hatırlattık… Milyonlarca müslümanların, imanlarını sorgulanmalarına vesile olduk… Bunun bir bedeli olmamalı mı?

Her ibadetin maddi ve manevi bir bedeli vardır… Cihadın da bedeli kan, gözyaşı, yetim-dul kalmalar ve yaralanmalar…

Filistine üzülmeyin! Siz sadece filistin sorusunu çözemediğinize üzülün… Allah’ın, ölümüne takdir ettiği canları avlıyoruz biz… Allah’ın dilemediği cana kurşun atamayız… Başınıza gelen her musibet Allah’ın izniyle yazmıyor mu kutsal kitabınızda!

İnsan vaktinde ölür… Filistin halkının ecelini öne almak gibi bir gücümüz olsaydı fırata kadar olan bölge çoktan bizdeydi…

Filistinden sonra mutlaka size de uğrayacağız… Şimdiden düğün hazırlığınızı yapın… Sizden öncekilerin başına gelenler sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi sanıyorsanız uyumaya devam edin…

Sizleri meydanlarda görmek ve bizlere lanetler okumanız bizleri üzmüyor… Şeytana lanet etmeyin diyen bir peygamberin ümmetisiniz, unutmayın…

Siz toplanan kalabalıklar bir günlük yevmiyelerinizi mal ile cihad ibadetine kullanmış olsaydınız işte o zaman bir kaşık suda boğardınız bizleri… Sizleri şimdilik kuru kalabalık olarak algılıyoruz… Ne zaman ki kalplerinizde dünya sevgisini çıkarır ve dünya müslümanı olmaya karar verirsiniz, işte o zaman zaferler kazanmanız kolay olur…

Bizim firmaların ürünlerini almaya devam edin… Her kuruşunuzu birer kurşun olarak filistinli kardeşlerinizin göğüslerine birer fidan gibi dikmeye devam ederken, sizler de ekran karşısında bizleri ah! Vah! Diyerek izleyin…

                                                                       İlhan Cavlanlar
digorlular...
           
Audici

                                                                               ilhancavlanlar@hotmail.com

KAHROL İSRAİL

• Aralık 31, 2008 - KAHROL İSRAİL      

ilhancavlanlar@hotmail.com

Kategori: MAKALE

KAHROL İSRAİL
Zalimlerin zulmüne ortak olmayalım! Siyonist mallarını boykot edelim…
Ey Müslüman Farkındamısın!
Tükettiğin her Siyonist ürünü Müslüman Filistin halkının üzerine füze oluyor, bomba oluyor yağıyor. Bizler bütün Müslümanları ve vicdandan zerre kadar nasibini almış tüm "insanları" Yahudi ürünlerini BOYKOT etmeye davet ediyorum. İşte o ürünler: MC. Donalds, İntel, Johnson&Jhonson, Nestle, Danone, Maggi, Huggies, Calvin Klein, Loreal, IBM, Marks&Spencer, Schwepps, Coca- Cola...

 

ZALİMLER ve ONLARIN İŞBİRLİKÇİLERİ İÇİN YAŞASIN CEHENNEM...




 

               

      ilhancavlanlar@hotmail.com                                                                                                                

                                     ilhan cavlanlar  

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu<_script /><_script /><_script /><_script />
YORUMLARINIZ BENİ MUTLU EDER :: SAYFAYI ARKADAŞINA GÖNDERMEK İÇİN TIKLA

FİLİSTİN

 Ocak 1, 2009 - Filistin için bir ses ver ey müslüman !!!!!!!!!!!!!!!
Kategori: SIIR

                        ilhancavlanlar@hotmail.com

DUYMUYORMUSUNUZ!!!FİLİSTİNİN HIÇKIRIKLARINI.....
Duymuyormusunuz?
Bir çocuk koşuyor filistin sokaklarında
Elinde taş...
Bir anne aglıyor gözleri kanlar içinde
Dilinde beddua...
Bir baba çaresiz elleri hakka açık
Dua ediyor yalvararak..

Duymuyormusunuz??EYVAH!!!
Çıglıklar arşa ulaştı.
Yer kaldırmıyor artık cesetleri
Haykırışa geldi adeta...

Duyuyorsunuzda gözlerinizi mi kapatıyorsunuz..
Kulaklarınızı mı tıkıyorsunuz
Aglamalar canınızımı sıkıyor yoksa
ruhunuzu mu daraltıyor, bunalıyormusunuz.
Görmek istemiyormusunuz kanlı bedenleri
Ne o
Vicdanınız mı acıyor yoksa
Halinize mi şükrediyorsunuz
Şanslı mı sayıyorsunuz kendinizi

EYVAH!!!nasılda aldanıyorsunuz
Nasılda kendinizi haklı cıkarıyorsunuz
Nasılda mutlu olup ,eglenebiliyorsunuz

Nerde kaldı müslümanlık
duvara mı astık yoksa lazım olunca üzerimize giymek için
Kuran gibi sadece kutsallaştırıp kullanmıyormuyuz artık müslümanlıgı
Yoksa modasımı gecti
Çagamı uymuyor islam

Eyvah nasılda inandık şeytana ve askerlerine
Nasılda onların tebası haline geldik
nasıl alıştık kötülüklere
halbuki mayamız safdı temizdi islamla yogrulmuştu

uyanalım kardeşlerim ne olur
uyanalım bu gaflet uykusundan
Aldanmayalım!
hakka sarılalım kardeşimize sarılalım
el uzatalım işte burda kardeşin diyelim
PEYGAMBERE beraber yürüyelim
ALLAH aşkına sevdigin baş aşkına

Ne olur ALLAHA dönelim!!!


 

                                                        İlhan Cavlanlar

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu<_script /><_script /><_script /><_script />
                                                                     ilhancavlanlar@hotmail.com

BAŞÖRTÜSÜ YASAĞININ TARİHÇESİ

Standart Başörtüsü yasağı tarihçesi


1950’lerde daha net bir ifade kazandığı görülen öze dönüşün ülkemizde gözle görünen en önemli sonucu 1960’larla birlikte kadınlardaki örtünme eğiliminin giderek artış göstermesidir. 1960 yılından itibaren üniversitelerde görülmeye başlanan başörtülü öğrencilerin sayılarının giderek artması buna paralel bir gelişmedir.
Bu sayısal artışın diğer bir nedeni ise özellikle 1950’den sonra uygulanan ekonomik politikalara bağlı olarak kırsal kesimdeki insanların yoğun olarak kentlere göç etmeleri ve okuma yazma bilen kadın oranının hızla artmasıdır- bu artan oran içinde başörtülü kadınların da hesaba katılması gerektiği açıktır. Başörtülü öğrencilerin yükseköğretim kurumlarında görülmeye başlandığı bu yıllardan itibaren başörtüsü yasakları da gündeme gelmeye başlamıştır.

12 Eylül öncesi yasaklar
İnönü dönemi, dini alana yönelik sınırlamalarla ve dindarlara yöneltilen akıl almaz baskılarla hafızalara kazınmıştır. Milli Şef’in döneminde idarenin ve hükümetin faaliyetlerine karşı en ufak bir tenkit yapılamıyordu. Göstermelik seçimleri, basın ve yayın organları üzerindeki sıkı denetimi, din, dil ve eğitim gibi alanlarda halka rağmenci ve dayatmacı icraatlarıyla bu yönetim, 1950’ye doğru halkta giderek somutlaşan bir muhalefeti kaçınılmaz kılmıştı.
Türk toplumu da geleneksel düzenin köklü ve kapalı bağlılığından, serbest hareket eden ve devlet idaresine katılan modern topluma geçiş dönemine girmiştir. Şehirleşmenin artması, ulaşım kolaylıkları, okur-yazar oranındaki artış bu geçişi hızlandıran unsurlar olmuştur.

CHP’deki değişim sinyalleri
İç politikanın değişen şartları ve dengesi, halkın gösterdiği belirgin tepki 1945 yılına doğru CHP’nin dini konulardaki tutumunu yeniden gözden geçirmesini zorunlu kılmıştır. Bunların sonucunda 1945 yılında iktidar partisi içinde ilk kez dini problemler etrafında bir tartışma yaşanmıştır. Sonuç olarak Halk Partisi Divanı, dini taleplerin yerine getirilmesinin Cumhuriyetin "vicdan hürriyeti ve laiklik prensiplerinin" zedelenmemesi şartıyla mümkün olabileceğine karar vermiştir. Bunu takiben, 1947 Temmuzu’nda "Özel Din Öğrenimi Ana Hatları" kabul edilmiş ve bir bildiriyle halka duyurulmuştur. Böylece Demokrat Parti iktidarına giden yolda tek parti yönetimi göreli de olsa halkın dini duyarlılığına karşı yumuşama sinyalleri vermiştir. Bu yumuşamada ülkede yükselen dini canlanmaya karşı siyasal bir oportünizmin etkisi vardır.

DP’nin fonksiyonu
7 Ocak 1946’da Demokrat Parti’nin kurulmasıyla Türkiye yeni bir döneme girmiştir. DP 1950 yılında tek partili dönemin icraatlarına yönelttiği popülist sorgulama sonucu geniş kapsamlı bir koalisyonun(2) desteğini kazanarak ezici bir çoğunlukla meclise girdi.
Demokrat Parti 1950 seçimlerindeki başarısını büyük ölçüde dinsel duyarlılıkları örselenmiş kitlelerin nabzını iyi tutmuş olmaya borçluydu. Denilebilir ki, DP belli bir esneklikle yaklaştığı Müslüman kitleyi belli kalıplar halinde kendi oy tabanına yerleştirerek sisteme entegre etme işlemini üstlenmiştir.
Nitekim dindar kesimin beklentilerini iyi bilen Adnan Menderes 16 Haziran 1950’de Meclis’ten dini meselelerle ilgili bir dizi yasayı çıkartmıştır. Artık ezan Arapça okunabilecek, radyoda haftada üç kez Kur’an-ı Kerim okunacaktır. Okullarda din eğitiminin verilmesine başlanmış, ayrıca İmam Hatip Okulları, Yüksek İslam Enstitüleri açılmaya başlanmıştır. Demokrat Parti iktidarının sağladığı demokratik ortamda müslümanlar kendilerini ifade etme bakımından az da olsa rahatlamışlardır. Özellikle küçük kentlerde ve kırsal kesimde tesettüre riayette görülen artış basın ve muhalefetin iktidarı sıkıştırması için önemli bir malzeme olmuştur. Ancak örtü karşıtlığının yalnızca CHP’liler tarafından ve muhalefette sürdürüldüğünü düşünmek hata olur. Çünkü Halk Partisi yanlısı basın organları dışında hükümeti destekleyen bir kısım basın organında da başörtüsü, çarşaf ve genel olarak tesettür düşmanlığının yapıldığı çeşitli haber ve yorumlar yer almıştır. (1)

27 Mayıs 1960 Darbesi
Bir grup albay ve daha alt rütbeli subayların gerçekleştirdiği 27 Mayıs 1960 Darbesi Cumhuriyet tarihinde "1960 Demokrasisi" denilebilecek yeni bir dönem başlatmış; Türkiye’de siyasetin olağandışı gücü ordu ise bu darbeyle sahnede yerini alırken daha sonra da rejimin kilit noktalarını elinde tutmanın hep bir yolunu aramıştır. (2)
Liselerdeki uygulamalar
1969 Şubat’ında bir kasabada lise müdürü ve devletten yana tavır takınan bazı sol görüşlü öğretmenlerin okula tesettüre uygun giyinerek gelen kız öğrencilerin başörtülerini ve mantolarını parça parça edip onları okuldan kovuşları, kasaba ahalisinin büyük bir üzüntü içinde saldırgan müdürü ve öğretmenleri protesto etmelerine neden olmuştur.
Bu tür olaylar kız öğrenci almaya başlayan İmam Hatip Liseleri’nde de görülüyordu. 26 Ocak 1971’de Isparta İmam Hatip Okulu’nda Matematik öğretmeninin okul bahçesinde gördüğü tesettürlü öğrencinin başörtüsünü çekip yırtması, bu olaylardan yalnızca biriydi. İşin en ilginç yanıysa bu olay üzerine bir konuşma yapan Isparta Müftüsü’nün "Bu asırda da başörtülü talebe mi olurmuş?" diye beyanat vermesiydi.

Okul dışında da baskılar başlamıştı
Başörtüsüne karşı yürütülen kampanya sadece okullarda devam etmiyordu. Eğitim kurumları dışında günlük hayatta da başörtülü insanlar büyük sıkıntılara maruz kalıyorlardı. Konya’da, Mevlana ve Şems-i Tebrizi’yi ziyaret amacıyla Ankara Üniversitesi’nden gelen genç kızların ve Kur’an Kursu talebelerinin, kızların topuklarına kadar uzun başörtüleri gerekçe gösterilerek " Kıyafet Kanunu"na aykırılık iddiasıyla polis tarafından tutuklanmışlar; ancak, savcılık tarafından serbest bırakılmışlardır.
İlk başörtülü öğrenci: Babacan Ve İlk Başörtüsü Eylemleri
Türkiye başörtüsü tartışmalarının bugünkü halini aldığı ilk olayla gençlik hareketlerinin dünyayı sardığı yıllarda karşılaşır. A.Ü. İlahiyat Fakültesi öğrencisi Hatice Babacan 1967 yılında başı örtülü olarak İslam tarihi dersine girer. Kürsüdeki hoca Prof. Neşet Çağatay, Babacan'ı farkeder ve yıllarca aynı kalıp içinde tekrar edilecek olan cümleyi ilk kez sarfeder: "Hey sen! Sen başörtülü kız! Sınıfta bu kıyafetle oturamazsın. Ya başını aç ya da dışarı çık!" Gerilimin sürmesi ve genç kızın bir gün tartışma esnasında bayılması üzerine konu basına yansır.
İlahiyat Fakültesi'nde öğrenci eylemleri yapılır. Bu eylem öğrenci eylemlerinin ilki olarak Türkiye tarihe geçer.

12 Eylül darbesi
12 Mart muhtırasının ardından başörtüsü yasağıyla ilgili somut örnekler artmakla birlikte özellikle 12 Eylül 1980’de yapılan askeri darbeyi takip eden yıllar boyunca ülke gündeminden başörtüsü ve başörtülü öğrenci tartışmaları eksik olmadı. 12 Eylül darbesinden sonraki yıllarda batı kültürünün bütün veçhelerinde yaşanan bir dönüm noktasının işaretleri bu ülkede genç kızların ve kadınların başörtülerinde dile geldi. (3)

28 Şubat darbesi
Başörtüsü probleminin tekrar yoğun olarak gündemimize girmesi darbeler tarihinin son halkası olan 28 Şubat 1997 müdahalesiyle birlikte olmuştur. 28 Şubat rejimin militer renginin koyulaştığı ve bu koyuluğun süreklilik ve meşruiyet kazanmaya çalıştığı genelde islami kesimin özelde ise başörtülü öğrencilerin artan baskılara maruz kaldığı bir süreçtir. (4) Bu süreçle birlikte yükseköğretim kurumlarında başörtüsü yasağı hızla uygulanmaya başlanmış ve 2002 yılı itibariyle yasağın uygulanmadığı hiçbir üniversite kalmamıştır.

milligorusAraştırma Komisyonu
(1) Zafer Dergisi.
(2) H. Özdemir, Siyasal Tarih.
(3) Z.Korkutata, Türk Modernleşmesi ve Tesettür.
(4) İlkay Sunar, Demokrat Parti ve Popülizm



Konsun –yine- pervazlara güvercinler “Hû hû”lara karışsın âminler. Mübarek akşamdır; Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla

Alt Dün, 12:40   #2 (permalink)
Ahsen<_script /><_script />
Süper Moderatör

Ahsen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Bilgileri
Üye No:857
Üyelik tarihi: Aug 2008
Mesajlar: 2.303

Ettiği Tesekkür: 1221
888 Mesajina 1307 Tesekkür Aldi
Rep Durumu
Rep Gücü : 223
Rep Puanı : 13080
Rep Seviyesi : Ahsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond repute
Aktiflik:Aktiflik: 1425 / 1425
Güç: 395 / 395
Deneyim: 1%
Seviye
39 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
İletisim
Kontrol
Ahsen isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Standart Cevap: Başörtüsü yasağı tarihçesi


Başörtüsü yasağında 12 Eylül

1980 askeri müdahalesi ile Türk toplumu politikadan arınma sürecine sokuldu. Bu süreçte devlet toplumun hemen her alanını totaliter bir biçimde kontrol altına aldı. Üç yıl sonra, 1983 genel seçimleriyle Türkiye’de tüm ana politik akımlar, devletin toplumdaki yerinin ne olması gerektiğini yoğun bir şekilde tartışmaya başladılar. Bu tartışmaların ortak noktası, devletin topluma müdahalesiydi. Aslında daha geniş çerçevede tartışılan, neden doğu toplumlarında devletin toplumun üstünde baskıcı bir konuma sahip olduğu idi. Tartışmaların işaret ettiği sonuç şuydu: Doğu toplumlarının temel sorunu, bireyi devlet gücü karşısında koruyacak mekanizmaların ve yapıların, yani sivil toplumun olmamasıydı.

Evren’li ve Özal’lı yıllar
12 Eylül yönetimi, 1982 yılında yeni Anayasayı kabul ettirip, aynı oylama ile darbenin lideri Kenan Evren’i Cumhurbaşkanı seçtirdikten sonra, artık ülkenin yeni seçimlere götürülmesine karar vermişti. 6 Kasım 1983 yılındaki genel seçimleri, Turgut Özal yüzde 45 oy ile 211 milletvekili çıkartarak kazandı. Türkiye bir müdahalenin ardından "Özal’lı yıllar" olarak anılacak yeni bir döneme girdi. Bu dönemde liberal politikalar uygulanmaya başlandı. Sivil toplum, serbest piyasa ekonomisi gibi kavramlar 1980’ler Türkiye’sinin siyasal düzeninde yeni bir sayfa açıyordu. .

Kamusal alan ihlali
Türk modernleşme projesi boyunca, kamusal alan devletin yakın ve sıkı denetimi altındaydı. Bu denetim Cumhuriyet’in ilk yıllarında, özellikle 1923’ten 1946’ya kadar süren tek parti döneminde çok katı bir şekildeyken, çoğulcu demokrasiye geçiş dönemi olan 1950’lerden itibaren dereceli olarak yumuşamıştır. 1923 sonrası yeni dönemde kamusal alan devletten bağımsızlaşarak cumhuriyetçi kamusal alan projesinin milli, laik ve homojen doğasına başkaldıran sivil toplum hareketlerinin birbirleriyle yarıştıkları bir alan haline gelmiştir. Bu çerçevede Müslüman kız öğrencilerin üniversitedeki derslere başörtülü olarak katılma talepleri laik seçkinler tarafından kendilerine ait olan kamusal alanın ihlali olarak algılanmış, bir meydan okuma olarak kabul edilmiştir.



Konsun –yine- pervazlara güvercinler “Hû hû”lara karışsın âminler. Mübarek akşamdır; Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Alt Dün, 12:41   #3 (permalink)
Ahsen<_script /><_script />
Süper Moderatör

Ahsen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Bilgileri
Üye No:857
Üyelik tarihi: Aug 2008
Mesajlar: 2.303

Ettiği Tesekkür: 1221
888 Mesajina 1307 Tesekkür Aldi
Rep Durumu
Rep Gücü : 223
Rep Puanı : 13080
Rep Seviyesi : Ahsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond repute
Aktiflik:Aktiflik: 1425 / 1425
Güç: 395 / 395
Deneyim: 1%
Seviye
39 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
İletisim
Kontrol
Ahsen isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Standart Cevap: Başörtüsü yasağı tarihçesi


"Türkiye'de irtica tehlikesi var"
Evren: Başörtülılar tamam ama ya çarşaflılar ve mayolular da gelirse
Başörtüsüne "Başörtü" adının verildiği bu yıllar, Turgut Özal'ın başbakanlığının ilk yıllarıdır. Özal yasağa karşı çeşitli girişimlerde bulunur ve 1984 yılında YÖK'ten Başörtüa izin çıkar. Aynı yıl Başörtü yüzünden okuldan uzaklaştırılan bir kız öğrencinin itirazını reddeden Danıştay'ın kararı, tartışmaları alevlendirir. Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in "Türkiye'de irtica tehlikesi var" demesi üzerine YÖK, Danıştay kararına da uyarak 1987 yılında Başörtüı tekrar yasaklar.

Önce kabul eder sonra mahkemeye götürür
Turgut Özal 1987 genel seçiminden hemen sonra Meclis'te, Başörtüı serbest bırakmak için yasa tasarısı hazırlığı başlatır. ANAP Malatya Milletvekili Bülent Çaparoğlu'nun öncülük ettiği çalışma sonucunda yasa çıkar ama Cumhurbaşkanı Kenan Evren "Başörtülılar tamam ama çarşaflı ve mayolular da gelirse ne olacak" diyerek yasayı veto eder.
Bunun üzerine Turgut Özal ve Avni Akyol, YÖK Başkanı İhsan Doğramacı ve Cumhurbaşkanı Kenan Evren'le konuşup mutabık kaldıktan sonra YÖK Disiplin Yönetmeliği'nde değişiklik yapılır ve Başörtüa özgürlük sağlayan yeni yasa Aralık 1988'de Meclis'ten geçirilir. Evren yasayı bu defa veto etmez, önce imzalar, sonra da Anayasa Mahkemesi'ne götürür. Mahkeme 26 Mart 1989 yerel seçimlerinden hemen önce Başörtü yasasını iptal eder. Bunun üzerine İstanbul başta olmak üzere ülkenin pek çok şehrinde geniş katılımlı protesto mitingleri düzenlenir.

İkinci kes serbest edilir başörtüsü
ANAP mahkemenin iptal gerekçesini dikkate alarak 25 Ekim 1990'da yükseköğretim kurumlarında başörtüye serbesti getiren üçüncü kanunu çıkarır. Bu defa SHP iptal talebiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurur, talep reddedilir. 2547'nin ek 17. maddesi uyarınca üniversitelerde her türlü kılık ve kıyafet serbest olur ve 1997'de Kemal Gürüz'ün YÖK Başkanı seçilmesine kadar 7 yıl boyunca 81 üniversitede 150'ye yakın rektör ve 2 YÖK başkanı tarafından uygulanır.


Konsun –yine- pervazlara güvercinler “Hû hû”lara karışsın âminler. Mübarek akşamdır; Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Ahsen Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler:
akıncı (Bugün)
Alt Dün, 12:41   #4 (permalink)
Ahsen<_script /><_script />
Süper Moderatör

Ahsen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik Bilgileri
Üye No:857
Üyelik tarihi: Aug 2008
Mesajlar: 2.303

Ettiği Tesekkür: 1221
888 Mesajina 1307 Tesekkür Aldi
Rep Durumu
Rep Gücü : 223
Rep Puanı : 13080
Rep Seviyesi : Ahsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond reputeAhsen has a reputation beyond repute
Aktiflik:Aktiflik: 1425 / 1425
Güç: 395 / 395
Deneyim: 1%
Seviye
39 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
İletisim
Kontrol
Ahsen isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Standart Cevap: Başörtüsü yasağı tarihçesi


YÖK: Darbenin üniversitelere mirası

12 Eylül darbesini gerçekleştirenler darbe öncesi şiddet olaylarında günah keçisi olarak gördükleri üniversiteleri "yüksek öğretim konusunda aksaklıkları gidermek amacıyla" YÖK’ün vesayeti altına verdi. Bilindiği gibi kanuna göre "milli eğitim sistemi içinde, ortaöğretime dayalı, en az dört yarı yılı kapsayan her kademedeki eğitim-öğretimin tümü" demek olan yükseköğretimden Yükseköğretim Kurulu (YÖK) sorumlu bulunmaktadır. 12 Eylül Askeri Konseyi'nin, Danışma Meclisi'ni de devre dışı bırakarak 6 Kasım 1981'de 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nu çıkarmasının ardından yine Askeri Konsey'in emriyle bir grup "akademisyen"e kurdurulan YÖK'ün yetkileri, 20 Nisan 1982 tarih ve 2653 sayılı yasayla, Yükseköğretim Kanunu'nda yapılan değişikliklerle iyice genişletilmiştir. Daha sonra bununla da yetinilmeyerek, 1982 Anayasası'nın 130, 131 ve 132. maddelerine YÖK'ün ilkeleri konulmak suretiyle YÖK'e "Anayasal kurum" olma vasfı kazandırılmıştır. İlk günden beri "12 Eylül askeri darbesinin üniversitelere mirası" olarak değerlendirilen Yükseköğretim Kurulu, bugün, 7'si Cumhurbaşkanı, 7'si Bakanlar Kurulu, 7'si Üniversitelerarası Kurul ve 1'i de Genelkurmay Başkanlığı kontenjanından olmak üzere toplam 22 üyeden oluşmaktadır. Kendi içinde, "Genel Kurul" ve "Yürütme Kurulu" diye adlandırılan iki ana organ aracılığıyla çalışmalarını yürüten YÖK, bunlara ek olarak, Mayıs 1998'de, 28 Şubat sürecinde üstlendiği misyonun gereği olarak, üniversite öğrencilerinin taleplerini boğmak, kışla genelgesi olarak tanımlanan ve başörtülü öğrencileri tasfiyeyi içeren "Kılık Kıyafet Yönetmeliği’ne uymayanları cezalandırmak amacıyla "Soruşturma Kurulları" oluşturulmasına karar vermiştir.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

ZÜBEYR ABİDEN MEKTUP





Mademki İslam'ın her derdine razı olduğunu bildiriyorsun, bu müjdenle bize aşk ve şevk veriyorsun, O halde iyi dinle:

VAZİFEN, dikenler arasında güller toplayacaksın. Ayağın çıplaktır. Elin açıktır, ısıracak. BUNA SEVİNECEKSİN.

Firavunlar kucağında büyüyen çocuk Musa'ları safına alacaksın. Aldığın için dövecekler. Konuştuğun için zindana koyacaklar, SEVİNECEKSİN.

Çöllere sürülsen kanınla ağaç yetiştireceksin. Kutuplara sürülsen, ısınla sebze yetiştireceksin. Yeşilliği sevmeyenler olacak.

Yakacaklar,yıkacaklar. Sen bunu SABIRLA SEYREDECEKSİN.

Karanlık zindanlara salarlarsa; ışık, paslı vicdanları görürsen; ümit, imansız kalplere rastlarsan NUR vereceksin.

Sen verdiğin için suç, sen getirdiğin için ceza, sen konuştuğun için mahküm olacaksın. Ve buna ŞÜKREDECEKSİN.

Anadan, yardan, serden ayrılacaksın. Candan, gönülden Kuran 'a sarılacaksın. Damla iken deniz, nefes iken tayfun olacaksın. Derdini yazmak için derini kağıt, kanını mürekkep edeceksin.
Kimse ile görüştürmezlerse, Mecnun olup çöllere düşeceksin. Leyla arar gibi NUR arayanları bulacaksın. Bulamazsan üzülmeyeceksin.

MAKAMLAR, SERVETLER verirlerse, NEFSİNİ UNUTACAKSIN.

Yalan, iftira, çamur fırtınasına tutulursan, HİSSİYATINI TERKEDECEKSİN...

Önünde demirden set yaparlarsa, dişinle deleceksin. Dağları toptan oymak gerekirse, iğne ile oyacaksın. Unutma! nerede olursan ol; küfrün ve cehlin ta temelini çürüteceksin. Bir gün Kuran etrafındaki surların yıkıldığını görürsen; hemen kemiklerini taş, etlerini harç, kanını da su edeceksin. Etrafına ilimden, irfandan, faziletten,ahlaktan kaleler dikeceksin. Kaleler, fedailer ister. Nasıl nasıl sende içinde fedai olacaksın.

Bu mektubu okuyunca, Mesnevi'yi okuyan Yunus Emre gibi' uzun olmuş ' diyeceksin. O'nun gibi ben olsa idim:
'Ete, kemiğe bürünürdüm, Yunus diye görünürdüm '
derdim dediği gibi, sen de ne luzumu vardı uzun uzun saymağa, kısaca ' KURAN TALEBESi OLACAKSIN ' DESEYDİN YETERDİ, diyeceksin.

Haklısın.Zira, İslam yoluna giren; bilir ki, bu yol kıldan ince, kılınçtan keskindir. Her kişinin işi değil, er kişinin yoludur.

Seni bütün ruhu canımla kucaklar, gözlerinden öper, dualarınla mukabele eder,Seni bütün ruhu canımla kucaklar, gözlerinden öper, dualarınla mukabele eder

Zübeyr GÜNDÜZALP




"Eli boş varılmaz varılan yere, Boş gelmedim yâ Râb, ben suç getirdim! Dağlar çekemezken o ağır yükü, Sırtımda iki büklüm pek güç getirdim..."
                                                        ilhancavlanlar@hotmail.com