11/3/2009
peygambersiz din olmaz
| ||
| ||
gerçekleri gizleyenler bugün sonlarını izleyenler olacak. gerçekleri açığa kavuşturuyoruz.güller açmasa da güneş doğmasa da baş koymuşuz biz bu sevdaya dönmeyiz...
| ||
| ||
| Dünya |
Kontratının yenilenmemesi üzerine üniversitedeki görevinden ayrılmak zorunda kalan Joel Kovel, kendi web sitesinde yaptığı açıklamada, ilk defa Siyonizm ile ilgili konuşmaya başladığı 2002 yılından beri üniversite yönetimiyle problem yaşadığını belirtti. Kovel, 7 Şubat 2009'da fakülte dekanı tarafından kendisine gönderilen mektupta, üniversite rektörüyle yapılan görüşmelerden sonra kontratının bitiş tarihi olan 1 Temmuz'da yenilenmeyeceği ve kendisinin emekliye ayrılacağının bildirildiğini kaydetti. Kontratının yenilenmemesi kararının kendisiyle Bard Üniversitesi yönetimi arasında Siyonizm üzerindeki farklılıklardan kaynaklandığını kaydeden Kovel, Amerika'da İsrail'i eleştirmeninin bedelinin ağır olduğuna dikkat çekti. 2002 yılında Tikkun isimli Yahudilere ait bir dergide yazmış olduğu ‘Siyonizm'in Kötü Vicdanı' isimli makalesinden sonra üniversite başkanı başkanı tarafından üniversitedeki kürsüsünün elinden alındığını belirtti. SİYONİZMİ ELEŞTİRİNCE ‘EMEKLİYE AYRIL' BASKISI 2003 yılında yine Tikkun dergisinde yazmış olduğu ‘Sol-Anti-Semitizm' başlıklı makalesinde Siyonizm'i eleştirdiği için üniversite başkanı Dimitri Papadimitriou tarafından emekli edilmek istendiğini, ancak kendisinin kabul etmediğini kaydetti. SİYONİZMİN ÜSTESİNDEN GELMEK 2007 yılında yazmış olduğu ‘Overcoming Zionism' kitabından sonra başta AIPAC olmak üzere Yahudi örgütlerince saldırıya uğradığını belirten Kovel, StandWithUS/Michigan isimli Siyonist örgütün, kitabının dağıtılmasını engellediğini belirtti. Kitabına yönelik bu saldırı sebebiyle Bard Üniversitesi'nin hiçbir şey yapmadığını belirten Prof. Kovel, bir eğitimci olarak dünyadaki adaletsizlikleri eleştirmesi gerektiğini ifade etti. Kovel, Amerika dışında dünyanın hiçbir ülkesinde Siyonizmin bu denli önemsenmediğine vurgu yaparak, “Eğer dünya, İsrail'in Gazze'deki saldırganlığına karşı çıkıyorsa, aynı şekilde İsrail'e dokunulmazlık tanıyan Amerika'daki kuruluşlara da karşı olmalı” dedi. vakit ilhancavlanlar@hotmail.com |
| Güzel: 'Başbakan |
| 02/02/2009 |
Güzel: 'Başbakan 'BÜYÜK OYUN'u bozdu' |
| ilhancavlanlar@hotmail.com |



![]() KAHROL İSRAİL Zalimlerin zulmüne ortak olmayalım! Siyonist mallarını boykot edelim… Ey Müslüman Farkındamısın! Tükettiğin her Siyonist ürünü Müslüman Filistin halkının üzerine füze oluyor, bomba oluyor yağıyor. Bizler bütün Müslümanları ve vicdandan zerre kadar nasibini almış tüm "insanları" Yahudi ürünlerini BOYKOT etmeye davet ediyorum. İşte o ürünler: MC. Donalds, İntel, Johnson&Jhonson, Nestle, Danone, Maggi, Huggies, Calvin Klein, Loreal, IBM, Marks&Spencer, Schwepps, Coca- Cola...
ZALİMLER ve ONLARIN İŞBİRLİKÇİLERİ İÇİN YAŞASIN CEHENNEM... ![]() ![]()
|
| YORUMLARINIZ BENİ MUTLU EDER :: SAYFAYI ARKADAŞINA GÖNDERMEK İÇİN TIKLA |
| #2 (permalink) | |
Başörtüsü yasağında 12 Eylül 1980 askeri müdahalesi ile Türk toplumu politikadan arınma sürecine sokuldu. Bu süreçte devlet toplumun hemen her alanını totaliter bir biçimde kontrol altına aldı. Üç yıl sonra, 1983 genel seçimleriyle Türkiye’de tüm ana politik akımlar, devletin toplumdaki yerinin ne olması gerektiğini yoğun bir şekilde tartışmaya başladılar. Bu tartışmaların ortak noktası, devletin topluma müdahalesiydi. Aslında daha geniş çerçevede tartışılan, neden doğu toplumlarında devletin toplumun üstünde baskıcı bir konuma sahip olduğu idi. Tartışmaların işaret ettiği sonuç şuydu: Doğu toplumlarının temel sorunu, bireyi devlet gücü karşısında koruyacak mekanizmaların ve yapıların, yani sivil toplumun olmamasıydı. Evren’li ve Özal’lı yıllar 12 Eylül yönetimi, 1982 yılında yeni Anayasayı kabul ettirip, aynı oylama ile darbenin lideri Kenan Evren’i Cumhurbaşkanı seçtirdikten sonra, artık ülkenin yeni seçimlere götürülmesine karar vermişti. 6 Kasım 1983 yılındaki genel seçimleri, Turgut Özal yüzde 45 oy ile 211 milletvekili çıkartarak kazandı. Türkiye bir müdahalenin ardından "Özal’lı yıllar" olarak anılacak yeni bir döneme girdi. Bu dönemde liberal politikalar uygulanmaya başlandı. Sivil toplum, serbest piyasa ekonomisi gibi kavramlar 1980’ler Türkiye’sinin siyasal düzeninde yeni bir sayfa açıyordu. . Kamusal alan ihlali Türk modernleşme projesi boyunca, kamusal alan devletin yakın ve sıkı denetimi altındaydı. Bu denetim Cumhuriyet’in ilk yıllarında, özellikle 1923’ten 1946’ya kadar süren tek parti döneminde çok katı bir şekildeyken, çoğulcu demokrasiye geçiş dönemi olan 1950’lerden itibaren dereceli olarak yumuşamıştır. 1923 sonrası yeni dönemde kamusal alan devletten bağımsızlaşarak cumhuriyetçi kamusal alan projesinin milli, laik ve homojen doğasına başkaldıran sivil toplum hareketlerinin birbirleriyle yarıştıkları bir alan haline gelmiştir. Bu çerçevede Müslüman kız öğrencilerin üniversitedeki derslere başörtülü olarak katılma talepleri laik seçkinler tarafından kendilerine ait olan kamusal alanın ihlali olarak algılanmış, bir meydan okuma olarak kabul edilmiştir. | |
Konsun –yine- pervazlara güvercinler “Hû hû”lara karışsın âminler. Mübarek akşamdır; Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler! ![]() |
| #3 (permalink) | ||||||||||
Süper Moderatör ![]() Üye No:857 Üyelik tarihi: Aug 2008 Mesajlar: 2.303 Ettiği Tesekkür: 1221 888 Mesajina 1307 Tesekkür Aldi Rep Gücü : 223 Rep Puanı : 13080 Rep Seviyesi : ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() 39 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ] | "Türkiye'de irtica tehlikesi var" Evren: Başörtülılar tamam ama ya çarşaflılar ve mayolular da gelirse Başörtüsüne "Başörtü" adının verildiği bu yıllar, Turgut Özal'ın başbakanlığının ilk yıllarıdır. Özal yasağa karşı çeşitli girişimlerde bulunur ve 1984 yılında YÖK'ten Başörtüa izin çıkar. Aynı yıl Başörtü yüzünden okuldan uzaklaştırılan bir kız öğrencinin itirazını reddeden Danıştay'ın kararı, tartışmaları alevlendirir. Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in "Türkiye'de irtica tehlikesi var" demesi üzerine YÖK, Danıştay kararına da uyarak 1987 yılında Başörtüı tekrar yasaklar. Önce kabul eder sonra mahkemeye götürür Turgut Özal 1987 genel seçiminden hemen sonra Meclis'te, Başörtüı serbest bırakmak için yasa tasarısı hazırlığı başlatır. ANAP Malatya Milletvekili Bülent Çaparoğlu'nun öncülük ettiği çalışma sonucunda yasa çıkar ama Cumhurbaşkanı Kenan Evren "Başörtülılar tamam ama çarşaflı ve mayolular da gelirse ne olacak" diyerek yasayı veto eder. Bunun üzerine Turgut Özal ve Avni Akyol, YÖK Başkanı İhsan Doğramacı ve Cumhurbaşkanı Kenan Evren'le konuşup mutabık kaldıktan sonra YÖK Disiplin Yönetmeliği'nde değişiklik yapılır ve Başörtüa özgürlük sağlayan yeni yasa Aralık 1988'de Meclis'ten geçirilir. Evren yasayı bu defa veto etmez, önce imzalar, sonra da Anayasa Mahkemesi'ne götürür. Mahkeme 26 Mart 1989 yerel seçimlerinden hemen önce Başörtü yasasını iptal eder. Bunun üzerine İstanbul başta olmak üzere ülkenin pek çok şehrinde geniş katılımlı protesto mitingleri düzenlenir. İkinci kes serbest edilir başörtüsü ANAP mahkemenin iptal gerekçesini dikkate alarak 25 Ekim 1990'da yükseköğretim kurumlarında başörtüye serbesti getiren üçüncü kanunu çıkarır. Bu defa SHP iptal talebiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurur, talep reddedilir. 2547'nin ek 17. maddesi uyarınca üniversitelerde her türlü kılık ve kıyafet serbest olur ve 1997'de Kemal Gürüz'ün YÖK Başkanı seçilmesine kadar 7 yıl boyunca 81 üniversitede 150'ye yakın rektör ve 2 YÖK başkanı tarafından uygulanır. | |||||||||
Konsun –yine- pervazlara güvercinler “Hû hû”lara karışsın âminler. Mübarek akşamdır; Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler! ![]() |
| Ahsen Kullanicisina Bu Mesaji Için Tesekkür Edenler: | akıncı (Bugün) |
| #4 (permalink) | ||||||||||
Süper Moderatör ![]() Üye No:857 Üyelik tarihi: Aug 2008 Mesajlar: 2.303 Ettiği Tesekkür: 1221 888 Mesajina 1307 Tesekkür Aldi Rep Gücü : 223 Rep Puanı : 13080 Rep Seviyesi : ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() 39 [ ![]() ![]() ![]() ![]() ] | YÖK: Darbenin üniversitelere mirası 12 Eylül darbesini gerçekleştirenler darbe öncesi şiddet olaylarında günah keçisi olarak gördükleri üniversiteleri "yüksek öğretim konusunda aksaklıkları gidermek amacıyla" YÖK’ün vesayeti altına verdi. Bilindiği gibi kanuna göre "milli eğitim sistemi içinde, ortaöğretime dayalı, en az dört yarı yılı kapsayan her kademedeki eğitim-öğretimin tümü" demek olan yükseköğretimden Yükseköğretim Kurulu (YÖK) sorumlu bulunmaktadır. 12 Eylül Askeri Konseyi'nin, Danışma Meclisi'ni de devre dışı bırakarak 6 Kasım 1981'de 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nu çıkarmasının ardından yine Askeri Konsey'in emriyle bir grup "akademisyen"e kurdurulan YÖK'ün yetkileri, 20 Nisan 1982 tarih ve 2653 sayılı yasayla, Yükseköğretim Kanunu'nda yapılan değişikliklerle iyice genişletilmiştir. Daha sonra bununla da yetinilmeyerek, 1982 Anayasası'nın 130, 131 ve 132. maddelerine YÖK'ün ilkeleri konulmak suretiyle YÖK'e "Anayasal kurum" olma vasfı kazandırılmıştır. İlk günden beri "12 Eylül askeri darbesinin üniversitelere mirası" olarak değerlendirilen Yükseköğretim Kurulu, bugün, 7'si Cumhurbaşkanı, 7'si Bakanlar Kurulu, 7'si Üniversitelerarası Kurul ve 1'i de Genelkurmay Başkanlığı kontenjanından olmak üzere toplam 22 üyeden oluşmaktadır. Kendi içinde, "Genel Kurul" ve "Yürütme Kurulu" diye adlandırılan iki ana organ aracılığıyla çalışmalarını yürüten YÖK, bunlara ek olarak, Mayıs 1998'de, 28 Şubat sürecinde üstlendiği misyonun gereği olarak, üniversite öğrencilerinin taleplerini boğmak, kışla genelgesi olarak tanımlanan ve başörtülü öğrencileri tasfiyeyi içeren "Kılık Kıyafet Yönetmeliği’ne uymayanları cezalandırmak amacıyla "Soruşturma Kurulları" oluşturulmasına karar vermiştir. | |||||||||
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
27/9/2008ZÜBEYR ABİDEN MEKTUP
|